Geçmeyen Ses Kısıklığı Baş-Boyun Kanseri Habercisi Olabilir! - Kanser Hastanesi - Medical Park

Geçmeyen Ses Kısıklığı Baş-Boyun Kanseri Habercisi Olabilir!

Üç haftadan daha uzun süren ses kısıklığı ya da boyun ağrısı şikayetleri baş ve boyun kanserinin habercisi olabilir. Medical Park Antalya Hastanesi Kompleksi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Harun Doğru, geçmeyen ses kısıklığının dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Genel olarak baş ve boyun kanseri olarak adlandırılan hastalık; dudak kanseri, ağız kanseri, dil kanseri, tükürük bezi kanseri, tiroid bezi kanseri, yutak kanseri, gırtlak kanseri, nazofarenks kanseri, üst yutak kanseri, burun boşluğu kanseri, paranazal sinüs kanseri, boyun kanseri, olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyor.

Baş-boyun kanserleri denilince akla gelen ilk hastalığın gırtlak kanseri olduğunu söyleyen Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Kulak, Burun ve Boğaz Bölümü’nden Prof. Dr. Harun Doğru, “Gırtlak kanserleri tüm kanserlerin yüzde iki ila beşini, baş-boyun kanserleri yüzde 45 ila 50’sini oluşturur. Sayı olarak az değildir. Boyunda bulunan organların kanserleri olduğu gibi, vücudun başka yerindeki organların kanserlerinin yayılması da ilk boyuna olabilir” dedi.

“BİR AYDIR GEÇMEYEN SES KISIKLIĞI VARSA, HEKİME BAŞVURUN”

Prostat, akciğer ve mide kanserinin ilk belirtisinin de boyunda olabileceğinin sözlerine ekleyen Prof. Dr. Doğru, “Boyunda halk arasında beze denilen, üç aydır devam eden bir şişlik varsa, gittikçe büyüyor ve de ağrısızsa o zaman kanserden şüphelenmek lazım. Ortalama üç ay beklemek gerekiyor. Bu tiroid kanseri için de geçerlidir. 1 aydır geçmeyen ses kısıklığı varsa mutlaka doktora gidilmesi gerekir. Tek taraflı işitme kaybı ve kulakta ağrı varsa kanserden şüphelenmek lazım” ifadelerini kullandı.

“TÜMÖRLERİN YAYILIMI LENF SİSTEMİYLE OLUYOR”

Prof. Dr. Doğru, “Tümörlerin vücutta yayılması genelde lenf sistemiyle oluyor. Vücudun lenf sisteminin üçte birinden fazlası boyunda bulunuyor. Bu yüzden bir akciğer tümörünün hatta böbrek tümörünün bile boyunda yayılımı sonucu bir kitle tümör oluşabilir. Ancak baş ve boyun kanserinin nedeni diğer kanser türlerinde de olduğu gibi tam olarak belli değildir. Tedavide de kanserli bölgeye göre farklı yöntemler izlenmektedir” şeklinde konuştu.

“TÜTSÜLÜ ET YEMEK, DUDAK KANSERİ SEBEBİ”

Gırtlak kanserinin toplumda en sık görülen baş ve boyun kanseri türü olduğunun altını çizen Prof. Dr. Doğru, “Boyunda en sık lenf sisteminin yer aldığı yerde boyunda kitle olarak karşımıza çıkıyor. Bunun dışında boyunda bulunan üç çift büyük tükürük bezinde de tümör görülebiliyor. En sık konuşulan ve nazofarenks kanseri adı verilen tümörlerde, HPV virüsünün 16 numaralı tipinin daha çok etken olduğu biliniyor. Dudak kanserine ise, doğuda özellikle yaygın olan tütsülü et yemek gibi alışkanlıkların etkili olduğu düşünülüyor” dedi.

“KAN TAHLİLİ, TEŞHİS KOYUCU OLMAYABİLİR”

Hastanın şikayetinin analizinin çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Doğru, “Hastanın aile hikayesi, sigara içip içmediği ve ilaç tedavisi sonunda ilacın faydasının olup olmadığı hakkında bilgi alınıyor. Eğer bir kitle varsa biyopsi için örnek alınıyor ve tanı konuluyor. Hastaya biyopsi, radyolojik tetkikler uygulanıyor, ilaçlı film çekiliyor. Tanı yöntemleri tümörün türüne göre değişkenlik gösteriyor. Kan tahlillerinin baş ve boyun tümörlerinde teşhis koydurucu değildir. Baş ve boyun kanserlerinde esas tedavi cerrahidir” diye konuştu.

“YAŞI İLERLEMİŞ HASTAYA CERRAHİ UYGULANAMIYOR”

Ağız, dil ve gırtlak tümörlerinde, boyundaki kitlelerde esas tedavinin cerrahi olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Doğru, “Kitle alındıktan sonra patolojik inceleme sonucuna göre, radyoterapi ya da kemoterapi ilave edilir. Ancak ameliyat yapabilmek için hastanın genel durumunun buna uygun olması gerekiyor. Yaşı ilerlemiş bir hastada ya da genel durumu bozuk bir hastaya cerrahi işlem yapılmayabiliyor. Bunun yerine hasta kemoterapiye ve radyo terapiye gönderiliyor” dedi.

“SİGARADAN UZAK DURULMALI”

Geniş alana yayılan, radikal bir cerrahiden kurtulabilmenin tek yolunun ise erken tanı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Doğru şöyle devam etti: “Erken tanı konulduğunda daha fonksiyonel ameliyatlar yapılarak organı kurtarma amacına gidilebilir ancak tümör yayılmışsa öncelikli amaç hayat kurtarmaktır. Kansere karşı biyolojik ritmi, metabolizmayı bozan faktörlerden uzak durmak gerekiyor. Sigara kullanmamak, dengeli beslenmek ve aşırı güneşte kalmamak önemli. Aşırı kilo da vücudun bütün metabolizmasını değiştiriyor.”

“KORUNMA, TEDAVİDEN DOĞAL OLARAK ÇOK DAHA ÖNEMLİDİR”

Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Medikal Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakan Bozcuk ise şunları söyledi: “Ülkemizde sigara içim alışkanlığı nedeniyle erkeklerde baş-boyun kanserleri en sık görülen kanser türlerindendir. Tedavisi ve sonuçları açısından yüz güldürücü olmakla birlikte tedavi yan etkilerinin özelleşmiş merkezlerde takibi ve iyi yönetilmesi zorunludur. Korunma, tedaviden doğal olarak çok daha önemlidir. Cerrahinin ardından koruyucu ışın ve kemoterapi uygulamaları, cerrahi uygulanmayan seçilmiş vakalarda, kemoradyoterapi (birlikte uygulama) ya da kemoterapinin ardından radyoterapi uygulanan yöntemlerdendir.”